Panik atak, birkaç dakika içinde doruk noktasına ulaşan yoğun bir korku ya da rahatsızlık hali olarak tanımlanır. Kişi bu sırada kalp çarpıntısı, nefes darlığı, göğüs ağrısı, baş dönmesi, terleme ve titreme gibi şiddetli fiziksel belirtiler yaşar. Pek çok birey ilk panik atağını kalp krizi geçiriyormuş gibi deneyimler ve acil servise başvurur. DSM-5 tanı kriterlerine göre, panik atağı sırasında en az dört fiziksel veya bilişsel belirtinin eş zamanlı olarak ortaya çıkması gerekmektedir.
Panik bozukluk, tekrarlayan beklenmedik panik atakları ve bunlara eşlik eden sürekli bir "yeniden atak yaşama" endişesi ile karakterizedir. Clark'in bilişsel modeline göre, panik atağın temelinde bedensel duyumların felaketleştirici biçimde yorumlanması yatar. Örneğin kalp atışındaki hafif bir hızlanma "kalp krizi geçiriyorum" şeklinde yorumlandığında, anksiyete artar ve bu da daha fazla bedensel belirti oluşturur. Bu kısır döngü, panik atağın şiddetlenmesine neden olur. Panik bozukluğun yaşam boyu prevalansı yaklaşık yüzde iki ile yüzde üç arasındadır.
Panik bozukluk tedavisinde bilişsel davranışçı terapi birinci basamak tedavi olarak önerilmektedir. Tedavi sürecinde kişi, panik atağın fizyolojisini anlamayı, felaketleştirici düşünceleri sorgulamayı ve korktuğu bedensel duyumlarla kontrollü biçimde yüzleşmeyi (introseptif maruz bırakma) öğrenir. Solunum egzersizleri ve kas gevşetme teknikleri de tedavinin önemli parçalarıdır. Farmakolojik tedavide SSRI grubu ilaçlar uzun vadeli kullanımda, benzodiazepinler ise akut dönemde kısa süreli olarak tercih edilebilir.
Panik ataklarının yaşamınızı kontrol altına almasına izin vermemeniz mümkündür. Araştırmalar, uygun tedaviyle hastaların büyük çoğunluğunun belirtilerinde belirgin bir iyileşme yaşadığını göstermektedir. Panik atağın size zarar vermeyeceğini, geçici bir deneyim olduğunu hatırlamak bile başlı başına rahatlatıcı olabilir. Profesyonel destek almak, bu süreçte atacağınız en değerli adımdır.