Kaygı ve öfke sıklıkla birlikte görülür; öfke bazen maskelenmiş bir kaygının dışavurumu olabilir.
Kaygı ve öfke, görünürde farklı duygular olsalar da fizyolojik ve psikolojik düzeyde pek çok ortak noktaya sahiptir. Her iki duygu da sempatik sinir sistemi aktivasyonuyla ilişkilidir ve savaş-kaç tepkisinin farklı yüzlerini temsil eder. Kaygı "kaç" tepkisine, öfke ise "savaş" tepkisine karşılık gelir. Araştırmalar, kaygı bozukluğu olan bireylerin yüksek düzeyde öfke ve irritabilite deneyimlediklerini göstermiştir. Yaygın anksiyete bozukluğu tanı kriterlerinde irritabilite bir belirti olarak yer almaktadır.
Kaygı ve öfke arasındaki ilişki birden fazla mekanizma üzerinden işler. Kontrol kaybı algısı, hem kaygıyı hem öfkeyi tetikleyebilir. Engellenme yaşantısı, kaygılı bireylerde öfke patlamalarına yol açabilir. Bazı bireylerde öfke, kaygının daha "kabul edilebilir" bir maskesidir; savunmasızlık hissi veren kaygı yerine güçlü hissettiren öfke tercih edilir. Kasılmış çeneler, sıkılmış yumruklar ve gergin omuzlar, kaygı ve öfkenin bedende benzer biçimlerde depolandığını gösterir.
Kaygı ve öfkenin birlikte ele alınması tedavi sürecinde önemlidir. BDT çerçevesinde her iki duygunun altında yatan düşünce kalıpları incelenir. Öfke yönetimi becerileri ve kaygı baş etme stratejileri birlikte öğretilir. Duygu düzenleme becerileri, her iki duyguyu da yönetmede ortak bir çerçeve sunar. Dialektik davranış terapisinin (DDT) duygu düzenleme modülü, bu amaçla etkili biçimde kullanılabilmektedir.
Öfkenizi bastırmak yerine anlamaya çalışmak, kaygınızla olan ilişkinizi de dönüştürebilir. "Bu öfkenin altında ne yatıyor?" sorusunu kendinize sorduğunuzda, genellikle bir korku veya endişe bulacaksınız. Duygularınızı yargılamadan gözlemlemek, onlarla daha sağlıklı bir ilişki kurmanın ilk adımıdır. Hem kaygınız hem öfkeniz size bir mesaj veriyor; bu mesajları dinlemeyi öğrenmeniz yaşam kalitenizi artıracaktır.